Maliye Yurt Dışı Şubeler İçin Ödenen Kiradan Tevkifat İstiyor!

Maliye Yurt Dışı Şubeler İçin Ödenen Kiradan Tevkifat İstiyor!

Tarih: 20 Aralık 2016 | Güncel Gündem, Makaleler,


Globalleşen dünyada değişik ülkelere ait şirketlerinin Türkiye’deki faaliyetlerinin artmasının yanı sıra Türkiye’de yerleşik şirketlerin de yurtdışındaki ticari faaliyetleri artmaktadır. Türkiyeli şirketler bu amaçlı yurtdışında şube veya irtibat bürosu şeklinde organizasyonlar kurmakta, buralardaki işlemler için yurt dışına geçici veya kalıcı personel göndermekte ve bu personellerin konaklama ihtiyaçlarını karşılamak üzere yurtdışında gayrimenkul kiralayabilmektedirler. Yani Türk şirketleri yurtdışında faaliyet göstermek amacıyla yurt dışında ofis ve ev kiralama işlemi yapmaktadırlar.
Söz konusu kiralama işlemleri sonucu oluşan kira ödemelerinin vergi kanunları karşısındaki durumu hakkında değişik görüşler oluşmuştur. Maliye Bakanlığı söz konusu gayrimenkuller için yapılan kira ödemelerinin Türkiye’de vergilendirilmesini benimsemiş gözükmektedir. Konunun yasal dayanağı aşağıda özetlenmiştir.
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3. maddesinde; kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye içinde bulunmayanların, yalnız Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceği hükme bağlanmış olup dar mükellefiyet mevzuuna giren kurum kazancının hangi kazanç ve iratlardan oluştuğu da belirtilmiştir. Ayrıca ilgili maddede taşınır ve taşınmazlar ile hakların Türkiye’de kiralanmasından elde edilen iratların dar mükellefiyet konusuna giren kurum kazancı olarak vergilendirileceği hükmü de yer almaktadır.
Konuya ilişkin açıklamalara yer veren Kurumlar Vergisi Genel Tebliğlerinde, taşınır ve taşınmaz mallar ile hakların Türkiye’de kiralanmasından elde edilen iratlar, dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar arasında sayılmıştır. Bunlar, dar mükellef kurumların gayrimenkul sermaye iradı niteliğindeki kazançlarıdır. Bu tür kazançların elde edilmiş sayılması için taşınmaz ve taşınır malların Türkiye’de bulunması ve bu mal ve hakların Türkiye’de kullanılması veya Türkiye’de değerlendirilmesi gerekmektedir.” açıklamasına yer verilmiştir.
Kazanç veya iradın Türkiye’de elde edilmesi ise Gelir vergisi Kanunundaki ilgili hükümlerle açıklanmıştır. Buna göre değerlendirmeden kastın, ödemenin Türkiye’de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa, Türkiye’de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılması olduğu hükme bağlanmıştır.
Ayrıca Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30.maddesinde , dar mükellefiyete tâbi kurumların bu sayılan kazanç ve iratları üzerinden, kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı belirtilmiş olup gayrimenkul sermaye iratlarından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Vergi mevzuatımızda bu düzenlemelerin yapılmasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti ve ilgili ülke arasında gelir üzerinden alınan vergilerde çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının olup olmaması anlaşma varsa bu konuya ilişkin düzenlemenin nasıl olduğunun önem ve öncelik taşıdığı unutulmamalıdır.
Vergi kesintisi oranları gayrimenkul sermaye iratlarında ise %20 olarak belirlenmiştir. Buna göre, Türkiye’de doğup yurtdışında bir mukime ödenen kira gelirlerini vergileme hakkı, Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmalarında aksine bir hüküm bulunmaması halinde Türkiye’ye ait bulunmaktadır. Bu nedenle de Türkiye’den gayrimenkul kira ödemeleri adı altında yapılan ödemelerden % 20 tevkifat yapılması gerekmektedir.
Yasal mevzuatın bu olmasına karşın söz konusu işlemin uygulanabilirliği ve uluslararası rekabete nasıl yansıdığı tartışılabilir bir durumdadır. Çünkü Türkiye deki şirketlerin büyük bir bölümü yurt dışına açılmış orada şube açmakta ve çalışmalar yapmakta iken Türkiye’den ödenen kira gelirlerinden tevkifat yapılmasını istemek, her şeyden önce oradaki kira giderlerine ilişkin maliyetlerin %20 artması anlamına gelmektedir.
Ülkemiz firmaları için dünya markası olma, dünya tarafından tanınma ve Türk markası yaratma yönünde teşvik ve stratejilerle desteklerken hatta doğrudan kira yardımlarında bile bulunulabilirken maliyetleri artırmak birbiri ile çelişen uygulamalar yaratmaktadır diye değerlendirmekteyiz. Hele böyle bir uygulamanın yasal olmasına rağmen mantık sınırları dışında olması nedeniyle girişimcilere anlatılmasının zorluğu düşünüldüğünde!

Paylaş


Okuma Önerisi

Yeni Sermaye Piyasası Kanun Taslağı TBMM’de Yasalaştı

E-bülten

Bizden haberder olmak için lütfen kaydolun.